Zeljko Obradovic BeIN Sports’ta İsmail Şenol’a konuştu!

Üst üste 5. kez Euroleague’de Final Four’a kalan Fenerbahçe Beko’da başantrenör Zeljko Obradovic beIN SPORTS’a özel açıklamalarda bulundu.

Koç, beşinci geleneksel Final Four öncesi röportajımıza hoş geldiniz.

Fena değil, değil mi?

Fena değil.

Bakalım bunu yapmaya devam edebilecek miyiz?

Elbette herkes finale kalmaktan, kupa kazanma ihtimalinden bahsediyor ama ben beş yıl üst üste Final Four’a kalmaktan söz etmek istiyorum. Çünkü siz bile, tüm zamanların en çok kazanan antrenörü olarak kariyerinizde bunu hiç başaramamıştınız.

Zamanı gelmişti. Çok mutluyuz. İlk geldiğimde herkes Final Four’a kalmaktan bahsediyordu. Ana hedef buydu. Oyuncularımız ve kulüp felsefemiz sayesinde bu hedefe ulaştık. Çok çok mutluyum, çünkü bunun ne kadar zor olduğunu biliyorum. Her yaz kadronuzda bazı değişiklikler olur ve bu değişiklikler sonrası herkesle mücadele edip Final Four’a kalmak için yeterli seviyeye çıkmak istersiniz. Bu sene çok iyi basketbol oynadık. Bu, yazın iyi iş yaptığımızı ve bazı kilit oyuncularımızın sakatlığına rağmen iyi basketbol oynamanın bir yolunu bulduğumuzu gösterir. Oyuncularımı şu ana kadar yaptıkları her şey için tebrik ediyorum.

Aynı zamanda Türk basketbol tarihinde de bir ilk. İlk kez yeni formatta bir Türk takımı normal sezonu lider bitirdi. Bu da zor olsa gerek, çift maç haftalarını da düşünürsek.

Evet ama o herkes için zor. Bence bizim için sezonun başında oynadığımız zorlu fikstür önemliydi. Barcelona, Olimpiakos ve Maccabi deplasmanlarını erken oynadık ve kazanmayı başardık. Bir şekilde bu oyuncularıma büyük bir güven aşıladı. Elbette daha çok çalışmamız gerektiğini anladık, her maç zordu. Ne olursa olsun, çalışma tarzımızdan ve maçlardaki reaksiyonumuzdan çok mutluyum. Bazı maçlarda anahtar oyuncularımız yoktu. Takımın kalanının cevabı çok olumluydu. Takımın basketbolundan dolayı çok mutluyum.

Bu sezon hikayelerden ibaret. Fenerbahçe Beko’nun sezonunu düşündüğümde hikayeler aklıma geliyor. İlk hikaye Tyler Ennis ve onun uyum süreci. Hatta Kaunas’taki Zalgiris maçında iyi oynadı ve galibiyete katkı sağladı. İlk hikaye Tyler Ennis’ti, birçok soru vardı. Zeljko Obradovic daha önce hiç Avrupa’da oynamamış, NBA’den gelen Kanadalı bir oyun kurucuyla oynayabilecek miydi? Çünkü sizin oyununuzda birçok detay var. Nasıl başladı ve talihsiz sakatlığa kadar nasıl gelişti?

Evet o maç Tyler için en iyi noktaydı. Felsefemizi anlamaya başlamıştı. Hep konuştuk, zamana ihtiyacı vardı. Onun için çok üzgünüm. Bu noktaya kadar takıma katkı sağladığı doğru. Sakatlık sonrasında takımın neye ihtiyacı olduğunu anlamamız gerekiyordu. Bazı seçeneklerimiz vardı. Ben her zaman çok düşünüp takım için en iyi opsiyonu bulmak isterim. O noktada Erick Green ile yürümek istedim. Oyun kurucu değil ama tecrübeli birisi. Takıma da çok yardımcı oldu. Erick’ten memnunum.

Hikayeleri düşününce, ana oyun kurucularınızdan biri Kostas Sloukas’tı. Saf oyun kurucu olarak bir tek o kalmıştı. Ben bir molayı hatırlıyorum, herkes de o Tel-Aviv’deki molayı konuştu. Biz yayındayken Kostas Sloukas’ı baskıdan korumaya çalışıyorsunuz gibi hissettik. Siz “Bir şey yapmadan önce bana sormalısın” dediniz. O molayla ilgili ne hatırlıyorsunuz?

İnsanlar bu molayı konuşuyor. Molalar çok özel anlardır. Oyuncuları bir dakika içinde uyandırmak ve savunma ve hücumda nasıl devam etmeleri gerektiğini anlatırsınız. Çok fazla bilgi verirsiniz. Her maçta benzer durumlar görebilirsiniz. İşin önemlisi, Kostas benim ona ne kadar güvendiğimi biliyor. Kostas geldiği güne oranla bizim için çok daha kilit bir oyuncu. Olimpiakos’ta oynadığı basketbolun çok dışında. Bu takımın liderlerinden biri. Herkes bunu biliyor. Çok akıllı, benim onunla nasıl konuştuğumu anlıyor. Benim fikirlerimi biliyor. O sahadaki koç. Bazen onunla bu şekilde özel ve direkt konuşunca, Kostas benim ne istediğimi anlıyor. Sadece Kostas ile değil, her oyuncuyla böyle. Benim işim bu. Maç boyunca oyuncuları uyandırmak, bazen sakinleştirmek, ki sonunda işimi yapabileyim.

 

O molayla ilgili çok detay var. Bir basketbolsever olarak molalarda ne söylediğinizi anlamaya çalışıyorum ve çok şükür ki antrenörler buna izin veriyor ve bazı detaylar bulabiliyorum. Siz Sloukas’ı uyandırmadan önce bir şey söylediniz. Jan Vesely baskı yüzünden topu Sloukas’a verememişti ve dribling yaparken topu kaybetti. Siz “Jan, bunu yapmaya hakkın var ama önünde alan varsa.” Yani şunu anlıyorum, her oyuncunuzun saha içinde bir özgürlüğü de var.

Evet, bu olmadan imkansız. Her şey güvene bağlı. Oynamak istediğimiz basketbolu oyuncularımın iyi anladığını düşünüyorum. Hücumda ve savunmada bazı temel şeyleri daha iyi anlamaları için tekrarlamamız gerekiyor. Sen çok iyi bir örnek verdin, basketbolda alan çok önemlidir.

Zeljko Obradoviç basketbolundan bahsederken saha içi yerleşimi ve zamanlamanın önemini söyleriz. Elbette saha içi yerleşimi öncelikli. Sizinle 2012’den bu yana 12 ya da 13. röportajımız ve ilk günden bu yana her seferinde bunu konuşuyoruz. Saha içi yerleşimini sağlamak adına kadroyu koruyabilmek ne kadar önemli?

Çok önemli. Antrenör olarak işim daha kolaylaşıyor. Bazı oyuncularla dediğin gibi beş yıl, Melih Mahmutoğlu’yla altı yıl, bazıları üç, dört… Bilemiyorum. Benim için idmanda kısa bir mola alıp “hadi geçen seneden şu seti oynayalım” demek çok kolay. Herkes hatırlıyor. Bazı setleri ya da savunma taktiklerini. Sonrasında maç içinde de yapıyoruz. Tabii ki bu tarz bir otomatizm yakalamak işleri kolaylaştırıyor.

Setlerinizden bahsederken, onları anlamaya çalışırken, bu sezon sanki setten çok konseptlere sahip olduğunuzu görüyoruz. Yani set isimleri söylemek yerine konseptlerle yürüyor gibisiniz. Bazı şeylere oyuncular karar veriyor gibi.

Konseptler her zaman oyunun bir parçasıdır. Tabii ki ben her zaman bazı şeyleri değiştirip geliştirmeye inanırım. 27 yıl önce Avrupa şampiyonu olduğumda nasıldım, hatırlıyorum. Bugün, daha farklı bir antrenörüm. Bunu biliyorum, çünkü kendimi geliştiriyorum. Her gün kendinizi geliştirmek ve daha iyi olmak için iyi bir fırsattır. Oyuncular için de geçerli. Kendilerini geliştirmeliler. Biliyorum, beş yılı benimle geçirince bazı şeyleri tekrar etmek onlar için çok sıkıcı oluyor. Ancak bazı yeni oyuncular var ve tekrar etmek zorundasınız. Bu iş böyle. Birçok oyuncumun onlardan neyi talep ettiğimi bilmesi beni mutlu ediyor. Biliyorsun, hücum konseptinden bahsederken çok önemli bir şeyi konuşuyoruz. Her şeyi oyuncularım için kolaylaştırmak istiyoruz. Evet, çok fazla setimiz olsa bile en sonunda ana konseptimize dönüyoruz. Ne istiyoruz ve rakibe nasıl hücum etmek istiyoruz. Bu çok basit ve bunu anlıyorlar.

Ayrıca Fenerbahçe ikili oyun temelli bir takım değil. Belki bir perdelemeyi sırtı dönük oyun için kullanıyorsunuz ama ikili oyun temelli bir takım değilsiniz. Evet, bazı ikili oyun temelli takımlarınız oldu ama bu sene daha farklısınız. Dışarıdan böyle hissediyoruz.

Her şey oyuncularınızın kalitesine bağlı. İkili oyun herkesin kullandığı bir şey ve tabii ki bizde de ikili oyun kullandığımız çok fazla set var. Israr ediyorum, bu oyuncularınızın kalitesine bağlı. Ne istiyorsunuz? Elimizdeki oyuncuların kalitesine göre pota altı oyunumuz var. Sırtı dönük oynayabilecek oyuncularımız ve destekleyici şutörlerimiz var. Kendinizi buna göre hazırlamalısınız. Topu pota altında istiyoruz, evet. Ancak neden? Çünkü bu aksiyonla bazı avantajlar elde edebilirsiniz. Bunu anlamak için, sezonun sonunda ikilik ve üçlüklerde ligin en yüksek yüzdeye sahip takımı olmamıza bakabilirsiniz. Eğer hücumda dengeniz olmazsa, eğer bencil olmayan oyuncularınız ya da şut kullanmayı sevmeyen oyuncularınız olmazsa bu tip yüzdelere sahip olmak çok zor.

Euroleague’in zirvesinde gördüğüm şey de ilginç. Elbette birçok takım çeşitli bir oyuna sahip. Fakat her takımın etiketine bakarsanız, örneğin Real Madrid birçok perde çıkışı oyunu tercih ediyor.

Evet.

CSKA Moskova bire birleri, özellikle bu sezon Will Clyburn ve Cory Higgins ile kullanıyor.

Evet.

Siz daha çok sırtı dönük oynuyorsunuz. Efes daha çok kısaların ikili oyunu üzerinden yaratıyor. Basketbolseverler için bu çeşitliliği görmek güzel. Siz nasıl görüyorsunuz.

Doğru söylüyorsun, her takımın kimliğini tamamen tanımladın. Tabii ki bu oyunlarının bir parçası. Söylediklerinle aynı fikirdeyim. Bu iyi bir şey. Herkesin aynı tarza sahip olmaması çok güzel. Tabii ki rakibe göre değişiklik gösterir. Oyuncularıma “savunma her zaman size bir şey verir, onu kullanın” derim.

Sezonun hikayelerinden bahsediyorduk. Çoğu hikaye sakatlıklardan oluştu. Mesela Kostas Sloukas Barcelona deplasmanında oynamadı. Üstelik son dakika kararıydı ve sizin işiniz zordu. Her şey orada başladı. Birçok önemli oyuncunun önemli maçlarda oynamaması bir seri oldu. Sizin ve yardımcılarınızın reaksiyonu ne oldu? Sonra da oyuncularınız.

Olan olmuştu. Düşünecek zamanımız yoktu ve kalan oyuncuları hazırlamaya odaklandık. Reaksiyonları mükemmeldi. Barcelona maçını hatırlıyorum, o maçta Sinan da yoktu. Bobby tek oyun kurucuydu ve Marko Guduriç’i oyun kurucu oynattık. Kendimizi iyi hazırladık. İyi bir maç çıkardık. Bu örnekten sonra, sezonun diğer maçlarında önemli oyuncular yokken nasıl davranacağımızı öğrendik. Oyuncularımla bu şekilde gurur duyuyorum.

Guduriç’in o maçta bir numara oynadığını söylediniz ama bazı lig maçlarında beş numara bile oynuyor. Bunun sırrı ne?

Sır değil. Euroleague sezonunun önemli bir kısmında Lauvergne yoktu, neredeyse üç ay. Aynı zamanda Vesely de öyle. İki uzun olmadan oynadık. Onların yokluğunu aklı ve kalitesi farklı pozisyonlarda oynamaya müsait Gigi Datome ve Nikola Kalinic gibi oyuncularla kapattık. Fakat öyle bir noktaya geldik ki, onlar da yok. Muhtemelen hayatımda ilk kez beş guard’la oynayacağım. Gerçek guard, yani bir iki numara. İdmanlarda takımın reaksiyonu çok iyiydi. Genç takımdan bazı çocuklar geldi. Onların da istek ve takıma yardımlarından tatmin oldum. 40 dakika Ahmet ve Nicolo Melli’yle oynamamız mümkün değil. Başka bir oyun oynayacağız. Benim için takıma nasıl yardım ettiği ve oynadığı dakikalarla, yaşadığımız bu sakatlıklar esnasında gösterdiği performansla inanılmaz sezon geçiren oyuncu Nicolo Melli. Ben ona her zaman dinlenme vakti vermek istiyorum. Çok fazla dakika oynamasını istmiyorum, çünkü işinin kolay olmadığını biliyorum. Nico karakterli birisi. Bana “Koç, endişelenme. Ben oynayacağım. İstediğin kadar oynayacağım.” diyor. Çok teşekkür etmek istiyorum. Tabii ki tüm oyuncularıma ama uzunlarla yaşadığımız problemleri düşününce, o benim için çok özel bir durumdaydı.

Sezon içinde öğrendiğimiz bir bilgi beni üzdü. Yayında “Nicolo Melli daha agresif olabilir” diye düşünüyordum ama Melli’nin de bir sakatlığı varmış ve sakatlığına rağmen oynuyormuş. Buna şapka çıkarırım, saygıyı hak ediyor.

Evet, bu doğru. Ancak kendini korumak için çok çalışıyor. Hiçbir zaman şikayet etmiyor, durmak istemiyor. Bu yüzden ona çok saygı duyuyorum. Sadece Nico değil, başka oyuncular da var. Bu, takım için fedakârlık yaptıklarını ve hem takımı hem basketbolu sevdiklerini gösteriyor. Ben kimseyi oynaması için zorlayacak bir antrenör değilim. Her durumda onların nasıl hissettiğini sorarım. Çünkü oyuncu kendinin nasıl hissettiğini, takıma yardımcı olup olamayacağını bilir. Sonunda bana gelip “Koç, hazırım” derse, benim için en güzeli olur.

Fakat siz her zaman oyuncularınızı dinlemiyorsunuz. Jan Vesely’nin Pire’ye Olimpiakos maçı için gelmek istediğini biliyorum. Siz “Hayır, ailenle kalman gerekiyor” dediniz.

Onun tarafından değerlendirince, gelip oynamak istemesi iyi bir şey. İdmana gittim, oyuncularıma dönüp, Jan ile yaptığımız konuşmayı söyledim ve onun hazır olmadığını anlattım. Ben hazır oyuncularla, kendilerini maça hazırlamış oyuncularla oynamak isterim. Şüphesiz ki Jan’ın kalitesinde biri her zaman işe yarardı. Ancak bu seferlik Jan’ın iyiliği için ailesinin yanında bulunmasının daha iyi olduğunu düşündüm ve takım olarak son dakikada bir sürpriz yaşanmasını istemedim.


Siz her zaman aileyi ve kişilikleri basketbolun önüne koyarsınız. O noktada kararı Jan’ın yeni doğan bebeği ve ailesiyle kalması gerektiğine karar verdiniz.
Evet… Bu Jan’ın hayatının en iyi anıydı. Maçlar, kaç tane bilmiyorum. Binlerce. Ailesiyle geçirdiği bu an, bizi çok mutlu etti. Bence hayatta bazı anlar vardır… İnsanları destekleyip onların yanında olman gerekir. Günün sonunda hayatta basketboldan daha önemli bazı şeyler vardır. Basketbol benim için her şeydir, buna rağmen öyle.İstanbul’daki hayatınızdan bahsetmek istiyorum. Buradaki altıncı yılınız. Neler yapıyorsunuz? Boş vakitlerinizde ne yapmayı seversiniz, gerçi çok boş vaktiniz olmadığını da biliyorum. İstanbul’da ne yapmayı seversiniz?Gerçekçi olmak gerekirse, çok vaktim yok. Birçok dostum olduğu için şanslıyım. Normalde Euroleague maçlarından sonra arkadaşlarımla vakit geçiririm. Tek fırsatım bu. Onlarla gecenin geç saatlerine kadar süren yemekler yerim. Sabah bir yükümlülüğümüz olmadığı zaman böyle. Eğer izin günlerim varsa, şehirde deniz kıyısında bir yere giderim. İyi mekanlara gidip aile ve arkadaşlarımla olmak isterim. Sıradaki şeye hazır olmak isterim. Her anı, bir sonraki maça en iyi şekilde hazırlanmak için kullanırım.Her zaman sakinliğinizi nasıl korursunuz? Bazı anlar geliyor, önce hataya tepki veriyorsunuz. Sonra oyuncular molaya yürürken sizi bir-iki kez nefes alırken görüyorum. Molaya öyle başlıyorsunuz. Bir duyguyu bu kadar yukarıda yaşadıktan sonra sakinleşmek nasıl mümkün oluyor?

Bunu bana soruyorsan, gerçekten bilmiyorum. Ben elimden geldiğince işime odaklanıyorum. Böyleyse de bilmiyorum. Molayı oyuncuları özel notlar vermeye ve sonrasında olacaklar için cesaretlendirmek adına kullanıyorum.

Phil Jackson hayatında hep Zen felsefesini kullandı. Siz böyle felsefi ya da psikolojik destekler alıyor musunuz?

Ben oyunculara karşı açık olmaya inanırım. Sertseniz ve her şeyi doğrudan herkesin yüzüne söylüyorsanız çoğu insan bunu sevmez. Ben böyle biriyim. Her zaman kişisel ya da takımın oyununda ne kötüyse söylerim. Fakat olumlu şeyleri de söylerim. Bence en iyi felsefe bu. Dürüst olmak ve direkt olmak. Aynı zamanda onların da direkt olmasını isterim. İyi olduğunu düşündükleri her şeyi söylemeliler. Tabii ki kişisel bir şey olma ihtimali yok. Ben koçum, onlar oyuncu. Herkes için mümkün olan en iyi şekilde çalışacağız.

Gördüğüm şey şu. Fenerbahçe’yi bir opera olarak düşünürsek, bir sanatçı oynamıyorsa, diğer herkes onun repliklerini de ezbere biliyor. Bu Fenerbahçe’de büyüleyici bir olay. Her sezon, her takımda görebileceğiniz bir şey değil. Bunu nasıl mümkün kılıyorsunuz?

Bilmiyorum. Takım olmamıza ve takım gibi oynamamız gerektiğinde ısrarcıyım. Kadrodaki herkes önemli ve sahadaki zamanını iyi kullanmak zorunda. Maç ve idmanı büyük duygularla yaşıyorum. Herkesin konsantre olmasını istiyorum. Bu yüzden bench’e dönüp oradaki oyuncularla konuşuyorum. Onlar benim ne yapmamız gerektiğini anlayınca çok mutlu oluyorum. Bazen mükemmel, bazen değil. Olmadığı zaman benim tepki vermem gerekiyor. Eğer her maçta ve sezonda böyle olmasını bekliyorsanız, bu imkansız. Bu koçun işi. Sadece koçun değil, ekibim var. Vlade, Erdem, Izqi, Bata, İlker bana çok yardımcı oluyor. Birçok kez onlar benchteki ya da parkedeki oyuncularla konuşuyor.

Antrenörlük kariyerinizde 60’larda, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda ve şimdi 2000’li yıllarda doğmuş oyuncularla çalıştınız. Beş jenerasyon. Fark ne?

Fark var, kesinlikle. Ancak bir kez daha onlarla yakın olmaya çalışıyorum. Onların da insan olduğunu, özel hayatlarının olduğunu anlıyorum. Sonuçta genç insanlardan bahsediyoruz. Bazen dediğin gibi 18 yaşındakiler, bazıları da 35-36 yaşlarında oluyor. Hepsine aynı saygıyı gösteriyorum. Şimdi yeni jenerasyonla, yeni teknoloji ve yeni şeyleri görüyoruz. Ben insanlar arasında bire bir ilişkinin önemli olduğunda ısrarcıyım. Direkt iletişim çok yardımcı oluyor. Bunda ısrar etmeye devam edeceğim. Hayata farklı baktıklarını biliyorum, ancak her insanın hayatında daha önemli bir detaydan bahsediyorum.

Oyuncu yaklaşımı açısından fark ne? 30 sene önce oyuncular ne yapardı, şimdi ne yapıyor? Yaklaşımları ne? Genellikle yeni jenerasyonun konfor alanında kalmayı sevdiğini görüyorum.

Evet, öyle. Ancak basketbol da farklı. Eskiden bir kulüpte oynarsan, hayatın boyunca o kulüpte kalırdın. Kulüp değiştirmek çok zordu. Herkesten, hatta ailenden bile çok vakit geçirdiğin insanlarla oluyordun. Basketbol ve her konudan sohbet ederdik. Şimdi hayatımızdaki yeni şeylerle birlikte durum biraz daha farklı. Defalarca bunu tekrarlayacağım, bazen oyuncular kendi aralarında konuşmuyorlar, mesajlaşıyorlar. Eğer bu olmazsa, fikirlerini paylaşmazlarsa, sorun olur. Eninde sonunda onlar sahada bir aradalar. En büyük yardım burada gerekiyor. Oyuncularımın bana öğrettiği bir şey var, ben de doğru olduğunu düşünüyorum. İyi dostlar sahada dosttur. Saha dışında iyi arkadaş olmaları gerekmiyor. Bana sahada yardım et, sahada yardımına ihtiyacım var. Dışarıda içmek için yüzlerce insanı çağırabilirim. Herkes de gelir. Sonuçta o bir görev değil ve bunu yapmayı seviyorlar. Esas sahada yardıma ihtiyacım var. Benim için buradaki zor zamanda yardım gerekiyor. Eğer burada bana yardım edersen benim dostumsun.

Gördüğümüz kadarıyla takımınız da birbirine çok yardım ediyor. Özellikle savunmada. Bire birde çok iyi savunmacılarınız yok ama beşe beşte harika savunma yapıyorsunuz. Sebebi bu mu?

Yani eski usule dönüp yine bire bir defans yapmamız lazım. Her şey çok daha kolay olacak.

Belki de bu yüzden, birçok takımın bire bir hücumlarını size karşı kullandığını görüyoruz. Buna nasıl hazırlanıyorsunuz?

Bazı oyuncuları hedef alıyorlar, bu mantıklı. Peki bunu benim oyuncularıma söylemediğimi düşünebiliyor musun? Onlara sahte bir davranışla “Hayır, sen iyi savunmacısın” dediğimi? Hayır, sen hedefsin. Neden hedefsin? Bunu anlaman gerekiyor. Bire birde savunma yapabileceğini mi düşünüyorsun? O zaman baştan başlıyoruz. Topu sahaya atıp herkese nasıl yardım edebileceğimizi daha iyi görüyoruz. Oyun böyle. Nasıl biz rakiplere hücum etmenin bir yolunu arıyorsak, onlar da bize karşı hücum etmenin yolunu arıyor. Bu çok basit. Dürüst olmak gerekirse, daha iyi bire bir savunma yapmamız gerektiğini konuşuyoruz. Bu sorun yüzünden savunmada rotasyona gitmek zorunda kalıyoruz ve başka bir basketbol oynanıyor. Yine de oyuncularım bunun farkında. Geçmişte, Fenerbahçe’de değil, ilk idmanda oyuncularıma bire bir yaptırırdım. Bana bakınca da “Bak, sen hedefsin. Bakalım sana nasıl yardımcı olabiliriz?” diye konuşuyorum. Hücumda kalitesi olan ama savunmada o kadar iyi olmayan bir oyuncuya bunu anlatmanın bir yolu.

Saras da bu playoff eşleşmesinde taktiklerini çok fazla değiştirdiğini gördük. Aslında onun da taktikleri sizinkine benziyordu, pota altından başlayan bir oyunu vardı. Belki Milaknis’le perde çıkışı oyunları. Şimdi özellikle ikinci maçta çok şey değiştirdi. Daha çok kısalarıyla hücum etti, çembere gitti. Önce, eski antrenörü ve arkadaşı olarak onunla ne kadar gurur duyuyorsunuz? İnsanlara anlayışını değiştirebileceğini de gösterdi.

Onun gibi şaka yapmak istesem, “Bana artık Saras’la ilgili soru sormayın” derdim. Çünkü Kaunas’ta benim hakkımda sorduklarında öyle demişti. Saras harika bir dost. Söylediğin doğru, o da bazı ayarlamalar yapıyor. Bu da çok normal. Bence ikinci maçta ana sorunumuz Ulanovas’ın 10’da 10 atmasıydı. Bu bizim savunma yapmadığımızı gösterir. Tamam, bir maç oldu ve oraya gidip iki iyi maç oynadık. Hepimizin bazı ayarlamalar yaptığı doğru. Özellikle playoff’ta 48 saatte yeni bir maç var. Kendinizi başka bir şey yapmaya hazırlıyorsunuz.

Futbolu sevdiğinizi biliyorum ve soru da bununla çok alakalı. Tottenham Hotspurs – Ajax maçı. Ajax büyük bir avantaja rağmen finale kalma hakkını kaybetti. Sonrasında beIN SPORTS yorumcusu Jose Mourinho, “Ajax çok iyi bir felsefeye sahip. Onlara çok saygı duyuyorum ve onların felsefesinde oynanan maçları izlemek keyif veriyor. Ancak bu tip durumlarda felsefenizden vazgeçip stratejiye gitmeniz gerekiyor. Pochettino bunu yaptı, stratejiyi tercih etti, uzun bir forvet koyup rakibi yendi. Yani strateji, felsefeyi yendi.” Siz bu tip bir duruma nasıl bakıyorsunuz? Jose Mourinho ile aynı fikirde misiniz?

Felsefenin ne olduğu şimdi konuşuluyor yani? Felsefe kazananın yanındadır. Bu iş böyle. Her şeyi konuşabiliriz, ancak maçı kazanınca “bu doğru yoldu” denir. Çok kolay. Böyle bir yorumu maçtan önce yapmalısınız. Maçtan sonra, biz “savaş bittikten sonra herkes general olur” deriz. Çok basit. Yine de iyi olan, insanların bunu tartışması, fikirlere sahip olması.

Yani siz Mourinho ile aynı fikirde değil misiniz?

Hayır, aynı fikirdeyim ya da değilim demiyorum. Mourinho çok iyi bir teknik direktör ve özellikle futboldan bahsederken en az herkes kadar fikirlerini söyleme hakkı var. Felsefe ve taktik oyunun bir parçası. Tabii ki felsefeye sahip olmak güzel. Tabii ki bazı değişiklikler yapmak güzel. Bu noktada ona katılıyorum. Bu daha önemli. Zaten biz bu sebeple bench’te oturuyoruz. “Felsefemle yaşar, felsefemle ölürüm” diye bir şey yok. Ben 120 sayı atmak istiyorum, ancak rakip 150 sayı atıyor. Bu iyi bir felsefe midir? Bunun iyi olduğunu düşünmüyorum. Ya da “60 sayı atıp rakibi 59 sayıda tutmak istiyorum.” Bu mümkün değil. Ayarlamalar yapmak zorundasınız. Kaunas’taki ilk maç düşük skorla geçmişti ve maç biter bitmez, “Dördüncü maç böyle olmayacak” dedim. Ve en iyi şut attığımız maç oldu. %70 ile şut attık.

Futbol hakkında konuşuyorduk, aslında konuşmuyorduk ama oraya geldi. Ne tarz futbolu seversiniz? Çünkü izlemeyi sevdiğinizi biliyorum. Çim sahada tarzınız ne? Pas oyununu mu, direkt oyunu mu seversiniz?

Genellikle son dönemde Avrupa’yı domine eden takımların oynadığı futbolu beğeniyorum. Birçok iyi takım var. Şampiyonlar Ligi inanılmaz bir yarışma. Birçok sürpriz de var. Sevdiğim oyun tarzı… Senin söylediğine geliyoruz, bazı insanlar bundan bahsediyor. Felsefe ya da taktik… Biz alandan bahsediyoruz.

Guardiola’dan bahsediyorsunuz.

Evet. Ben her zaman bunu söylerim. Bizim sahamızda alan çok önemli. Futbolda nasıl olacağını sen düşün. Hep Guardiola’nın söylediğini düşünürüm. O kalecilerin de oyuncu gibi davranmasını ister. Her şey onunla başlar. Kalecinin topu dikip sonra ne olacağına bakmasını izlemek istemiyorum. Muhtemelen bu da oyunun bir parçası ama ilk pası kalecinin yaptığı futbolu izlemeyi daha çok seviyorum. Avrupa’daki büyük takımları da izlerseniz, oyunun bu tarafında baskıda ne kadar sakin kaldıklarını görürsünüz. Muhtemelen idmanda en çok bunu çalışıyorlar. Bir oyuncu içeride, nasıl pas yapacaklarını çalışıyorlar. Öyle bir noktaya geliyorsunuz ki, bizim sporumuzda futboldan daha da önemlidir, teknikten bahsetmek zorundasınız.


Basketbola dönelim.
Daha iyi.Futbolda da fena değilsiniz.Bilemiyorum, seyirci olarak.

Biz Taktik Tahtası’nda futbol ve basketbolun ortak noktalarını işlemeye çalışıyoruz. Özellikle son dönemde futboldaki duran toplarda perdelemeler kullanılmaya başlandı.

Evet, biliyorum. Kornerlerde özellikle. Biliyorum.

Peki, bu sezon başka bir göreviniz daha vardı. Oy birliğiyle Euroleague Antrenörler Birliği’nin başkanı seçildiniz. Niye böyle bir birlik kuruldu? Amacınız neydi?

Bu fikir yıllar önce başladı aslında. İki yıl önce şimdi birliğimizin direktörü olan Goran Sasic hepimizi ziyaret etti, fikrimizi sunduk. Geçen yaz Barcelona’da bir toplantımız oldu, normal Euroleague toplantısı döneminde. Hepimiz karar verip oylama yaptık. İyi bir yolda olduğumuzu görünce, Real Madrid maçımızın öncesinde bir basın toplantısı yaptık ve Euroleague Antrenörler Birliği’ni kurduğumuzu açıkladık. Hepimize yardım edebilmek için, Euroleague’i ortak olarak görmek için kurduk. Her antrenöre değer verebilmek, basketbolu daha iyi tanıtmak, yapacağımız kliniklerle fikirlerimizi diğer antrenörlerle paylaşmak istiyoruz. Çok fikrimiz var. Temmuz’da Barcelona’da bir toplantımız var. Badalona’daki klinik bizim için önemli. Sanıyorum orada yedi antrenör olacak. Gelmek isteyen herkes için iyi bir fırsat. Herkese kapımız açık. Kurallarımız var. Her antrenör için büyük bir yardım olacak. Bir, iki, üç yıllık işten bahsetmiyoruz. Güven inşa edip, insanların bu birliğin üyesi olmaktan mutlu olmalarını istiyoruz.

Ergin Ataman’la konuşurken “Tabii ki Zeljko Obradoviç başkan olacaktı. Oy birliğiyle başkan seçilmeliydi.” dedi. Herkes sizin başkan olmanız için oy kullandı. Nasıl hissediyorsunuz?

Tabii ki, bana güvenen ve destek veren herkese teşekkür ediyorum. Daha önce söylediğim gibi, ben başkanım ama sizlerden biriyim. Tüm koçlarla konuşmadan bir karar alamam. Bu hepimizin birliği. Hepimiz eşitiz. Başkan benim, tamam. Sonra da başkası… Antrenörler arasındaki hissiyat çok özel. Ben yıllardır Euroleague toplantılarına giriyorum. Şu an elde ettiğimiz şey farklı. Çok büyük bir saygı var, bu çok iyi. Fikirlerimizi paylaşıyoruz ve hemen hemen her problemde aynı fikirdeyiz. Herkese aynısını söylüyorum. Bu organizasyonla ilgili herhangi bir fikriniz varsa, beni istediğiniz zaman arayabilirsiniz.

Hakemler ve oyuncularla ilişkileriniz de değişecek bu noktadan sonra.

Evet, biz de böyle düşünüyoruz. Euroleague’de antrenörler, oyuncular birliği ve hakemler birliğine saygı duyuyoruz. Bence bu şekilde Euroleague’i daha iyiye götürüp, birbirimizle daha iyi ilişki kurabiliriz. Çünkü seyirciler maçta neler olduğunu görüyor. Eğer taraflar arasında daha fazla saygı görürlerse, organizasyona da hepimizden fazla saygı duyarlar.

Euroleague antrenörlerinin %90’ı bu birliğin içinde. Ancak Barcelona gibi güçlü bir organizasyonun antrenörü Svetislav Pesic gibi isimler yok.

Biz kimseyi zorlamıyoruz. Katılıp katılmama kararı herkesin özgür iradesiyle vereceği bir karar. Şimdiye kadar üyelerimiz böyle. Katılmak isteyen herkese kapımız açık. Umarım gelecekte daha da çok üyemiz olacak.

Kliniklerden bahsettiniz. Bu sene Badalona’dasınız. Daha çok olacak mı? Belki Final Four hafta sonu gibi?

Planımız her sene şehir değiştirmek. Orada başlamak istedik çünkü toplantımız buradaydı. Her zaman farklı ülkelere, şehirlere gitmek isteriz. Tüm Avrupa’yı gezmek istiyoruz. Badalona’da, özellikle Juventut’taki insanlar bize yardımcı olmak istedi. Biz de fikirlerimizi paylaşmak ve farklı antrenörlerin olduğunu göstermek için iyi bir ortam arıyorduk.

Barcelona’daki toplantıdan bahsettiniz. Ergin Ataman röportajında bir hikayeden bahsetti. Önceki sene el sıkışma sorunu ve birçok tartışma yaşamıştınız. Ataman sizden yaşça küçük biri olarak, Türk geleneklerinde küçüğün görevidir, size gelip aranızı düzelttiğini söyledi. O an nasıldı?

Evet, söylediği her şey doğru. Artık geçmişi değil, geleceği düşünelim. Her zaman, ki bu kısa dönemde bile, benim Ergin Ataman’a büyük saygım var. Saygı duymamak için bir sebebim de yok. İşte söylediğim şey bu, biz Euroleague’deki tüm koçlar, birbirimize saygı duyarız. Her şey yolunda.

Efes ve Ataman’la Vitoria’daki rekabetiniz için ne dersiniz?

Ülke olarak Türkiye için harika bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Tarihte ilk kez iki Türk takımı Final Four’da. Bu çok özel. Efes’le bu sezon bambaşka kupalarda birçok maça çıktık. Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Kupası, yerel lig, Euroleague ve şimdi Final Four. Çok ilginç olacak. Biz birbirimizi iyi tanıyoruz. Fark, Türkiye ligindeki yabancı kuralı. Yani Euroleague’deki maçlar kesinlikle daha kaliteli. Bence Efes Final Four’da olmayı hak etti. Sezon boyunca çok iyi basketbol oynadılar. Barcelona karşısında sert bir seri yaşadılar ama bir şekilde elemenin yolunu buldular. Onları tebrik ederim. Eminim çok çok iyi bir maç bizleri bekliyor. Şu ana kadar olduğu gibi, Final Four’da da.

Euroleague’de maç içindeki geri dönüşler, bazı yakın geçen maçlar derken hiç tahmin edemiyorsun. Fakat Final Four çok daha farklı. Siz orada olmaya alışıksınız. Efes, 18 sene sonra orada.

Evet ama tecrübeli oyuncuları var. Bir şekilde yıllar sonra geldiler ama daha önce Final Four oynamış oyuncuları var. Koç Ataman da öyle. Bu çok önemli değil.

Öyle mi?

Evet, neticede bir basketbol maçı. Oyuncularıma da böyle konuşurum. Sahaya çıkar, maçı oynar geçersiniz. Bunun bir avantaj olduğunu düşünmüyorum.

Ancak saha dışında da birçok organizasyon var. Basın toplantıları, açılış günü, gala…

Bu organizasyonun bir parçası. Günün sonunda, bazı meslektaşların bana “Hava atışından önce ne hissedersin?” diye soruyor. Ben de “Hadi hemen başlasın” diye bekliyorum. En iyisi bu. Tüm sezon bunun için çalışıyorsunuz.

Birçok kez basın toplantılarında, soruları sevmediğinizde “hadi gidelim” diyor gibisiniz. Sanki hep parkede olmak istiyorsunuz.

Sorun bu değil, inan. İyi ya da kötü soru olduğunu düşünmüyorum. Her türlü soruyu cevaplamaya hazırım. Tabii ki, 27 senede birçok farklı soruyla karşılaştım ama hayat bu.

Sakatlıklardan bahsedelim. Joffrey Lauvergne ve Gigi Datome yok, resmen açıklandı. Jan Vesely ve Nikola Kalinic’in durumları da belli değil. Önce son ikisinden başlayalım. Oynayabilecekler mi?

Vesely ve Kalinic burada değil. Sağlık ekibimizle birlikte, idman yapabilmek için mümkün olan her şeyi deniyorlar. Dönerlerse, kaç idman yapacaklar? Soru bu. Yine de takımımla olacağım. Takımıma odaklandım. Ligde son maçımızı Sakarya’da oynadıktan sonra duruma bakacağız. Umarım bir şekilde takımla idmanlara başlarlar. Bu anda size bir şey söyleyemem, sahiden durumu bilmiyorum.

Lauvergne ve Gigi?

Onlar için çok üzgünüm. Öncelikle Joffrey aylardır yok. Gigi Daçka maçında sakatlandı. Onu tanıyan biri olarak, oynamak için her şeyi yapacağını biliyorum ama imkansız. Yine de her zamanki gibi bizimle birlikte orada olacaklar. Bu da hayatın bir parçası. Ne denebilir ki?

Final Four için, üst üste beşinci yıldayız. Her sene seyirciler için gelmek zorlaşıyor. Çünkü beş yıl içinde kur ve ekonomik durum çok değişti. Sizin taraftarınıza mesajınız nedir? Ne gibi bir atmosfer bekliyorsunuz?

Bilmiyorum, umuyorum ki bir kez daha bizim tribünümüz orada olur. Söylediğin durumu anlıyorum. Seyircilerimizle kurduğumuz bağdan dolayı gururluyum. Bazen çok net oluyorum, onlara bazı şeyler söylüyorum. Çünkü oyuncularımın bazı şeyleri hak ettiğini düşünüyorum. Taraftarımız bunu çok iyi anlıyor. Onlara bir kez daha çok teşekkür ediyorum. Final Four ve ligde playoff zamanı aynı desteği görmek istiyorum.

Türk basketbolu için iki Final Four takımına sahip olmak ne kadar önemli?

Bu, Türk basketbolu için üst üste dördüncü sene de finalist çıkarmak anlamına geliyor. Üç sene üst üste biz çıktık. Şimdi de kesinlikle bir Türk takımı olacak. Elbette Fenerbahçe’nin olmasını isteriz. Bu bence çok iyi.

Teşekkürler.

Teşekkürler.

Umarım sizinle daha birçok Final Four öncesi röportajında görüşürüz.

Sorun yok, istediğin zaman. (beIN Sports)