Tofaş koçu Orhun Ene, Sabah Gazetesi’nden Volkan Üstüyıldız’ın sorularını cevapladı.

Tofaş için sezon nasıl geçiyor?

Açıkçası geçen seneden farklı bir lig var ve biz de daha farklı bir takımız. Ekonomik anlamda yaşanılan iniş çıkışlar, birçok spor dalını olduğu gibi basketbolu ve bizi de etkiledi. O anlamda esasında bizim amaçlarımızdan biri devamlılığı olan kadrolar kurmak ve bütçe olarak tabanı ve tavanı tespit edip o aralıkta, kadroyu koruyarak fark yaratmaktı. Ama yaşanılan zorluklardan dolayı bu tip planları devam ettirmek bu tip hedeflere ulaşmak kolay değil. Bu dönemi geçiş dönemi olarak görmek lazım. O anlamda biz yabancı oyuncularımızdan bir çoğunu kaybettik ama Türk oyuncularımızı kadroda tutmayı başardık. Geçen sezondan farklı olarak olarak bu sezon sorumluluklarını, sürelerini arttırdık, oyun kimliklerini güçlendirdik. O anlamda belki geçen sezonki kadar üst seviyede bir noktaya ulaşamadık ama bir şekilde bu rekabetin içinde kalmak için, bu iniş çıkışlarda inanılmaz bir bütçe farkı yaratarak sonucu yükseltme, arttırma yerine her koşulda belli bir seviyeyi yakalama ve burayı korumak adına bazı adımlar attık. Belki sportif sonuç olarak bize hemen bir geri dönüşü olmasa bile oyuncuların gelişimi anlamında çok fayda sağlayacağını düşünüyorum.

Hem yarışmacı hem yetiştirici kulüp olmak mümkün mü?

Esasında çok hassas dengeleri var. Ben Banvit’te çalışırken de bunu yaşamıştım. Şöyle bir gerçek var: Burada kurumun size göstereceği destek çok önemli. Bu anlamda Tofaş’ın ve o dönemde Banvit’in vermiş olduğu destek gençleri geliştirme, onları da bu işin parçası yapma adına size de cesaret katıyor. Kulübün yarışmacı ortamda yukarda kalması hem bu işe katkı sağlayan sponsor olsun, kurum olsun onları motive ediyor, hem de kazanan ve başarılı bir takımın parçası olmak yabancısından, Türk’üne tüm oyuncuları motive ediyor. Ama bunu yaparken bizim gibi kulüplerin başarılı olmak için gitmesi gereken yol belli. Biz sürekli bütçe arttırabilecek konumda bir kulüp değiliz. Biz bu bütçelerde iyi oyuncular yetiştirip, kaliteli ve ucuz yabancıları bularak bu ortamda, bu yapıda başarılı olabiliriz. Bunun tersi zaten eşyanın tabiatına aykırı. Türkiye’de örnekleri var. Sürdürülebilir bütçe ile araştırarak, çalışarak yaratılan fark orta seviyede kulüpleri bu işin içinde rekabetçi bir ortama getiriyor. Aynı zamanda bunu destekleyecek bir altyapı programının olması sizi var ediyor. Bu yoldan şaşmayacağız.

Tofaş’ın gelecek planları nedir?

Bir tanesi Avrupa… Bizim için zor bir arena. EuroCup gibi çok güçlü bir kupadayız. Çok yeniyiz bu kupa için. Burada gedikli kulüpler var ve istediğiniz sonuçları alamıyorsunuz. Orada 2 senelik yaşanmışlığımız var. Bu bize tecrübe kattı. Bazen sadece sportif anlamdaki hatalarınızın veya başarılarınızın da oradaki sonucu etkilemediğini biliyorum. Ama artık burası için olgunlaştığımızı, önümüzün açık olduğunu ve ileriye gideceğimizi düşünüyorum. İkincisi, yatırım yaptığımız oyuncuların hangi seviyeye çıkacakları önemli. Biz yabancıları tamamlayacak oyuncu aramıyoruz. Biz fark yaratacak, yabancı gibi katkı verecek oyuncu arıyoruz. Tamam, bu seviyede oynayabileceklerini gösterdiler ama bu seviyede sonucu değiştirebileceklerini göstermeleri de lazım. Burada da bize düşen sorumluluklar var. Biz, kalmasını istediğimiz oyuncuları kulüpte tutma lüksüne sahip değiliz. Bunun için oyuncunun da istemesi lazım. Burada oyunculara sabır, bize de oyuncuya karşı inancımızı kaybetmeden onları geliştirmek için sürekli çaba sarfetmek düşüyor. İleriye dönük olarak sadece bizim için değil milli takım ile ilgili önemli farklar yaratabilecek veya üst liglerde oynayabilecek oyuncuları kazandırmamız lazım. Bunu biz görüyoruz. Çok oyuncu yetiştiren kulüp var ama fark yaratan oyuncu yetiştiren çok az…

Artık milli takımda devşirmeler genelde guard oluyor. Neden bu mevkide sıkıntı oluyor?

Bu çok basit: Karar verici pozisyondaki oyuncuları yabancı yaptığımız için… O pozisyondaki Türk oyuncular da görev oyuncusu haline geldi. Bizim dönemimize baktığınızda o pozisyondaki oyuncuları seçerken zorlanıyordu milli takım koçları. Minumum 2-3 tane oyunu hem organize eden hem bire bir anlamda fark yaratabilecek, karar verebilecek opsiyonu vardı koçların. Veya 4 tane. Fakat biz, o dönemki jenerasyon bunu yurt dışı seviyede üst seviyedeki liglerde milli takım ve kulüpler bazında başarıya çeviremedik. Türk basketbolu o dönemde Avrupa’nın uzağında, organizasyon olarak oraların altındaydı. Biz çok daha lokal kaldık. Yazık olan Avrupa çapında o jenerasyon fark yaratırdı ama maalesef kendi ligimizin kahramanları olduk.