Fenerbahçe Beko Genel Menajeri Maurizio Gherardini, Hürriyet Gazetesi’nden Fatih Saboviç’e konuştu.

Maurizio Gherardini’nin açıklamaları:

Her zaman sorumluluk sahibi oyunculardan kurulu bir takımız. Şu anda 72 maça çıktık bu sezon. Ancak iyi giden bir sezonu, kimsenin tahmin edemeyeceği sakatlık gibi sorunlar yüzünden Avrupa’da hayal ettiğimiz yerde bitiremedik. Vitoria’da, planladığımız ‘silahlardan’ eksik olarak parkeye çıktığımızı hissettik.

Oyuncularımız, aslanlar gibi savaştı ve savaşmaya da devam ediyor. Kazansak da, kaybetsek de her zaman çalışmaya ve en iyiyi denemeye devam edeceğiz.

İşimiz, kulüp için en doğru kararları saha içi ve dışındaki detaylara bakıp vermek. Geçen gece Efes maçını izledik. Bench dışında kalan isimler, çok önemli isimlerdi. Fakat maç ya da kupa kazanmaya tepki vermek en kolayı. Bizim görevimiz ise mütevazı olup başarıya aç kalmak. Bu kuralım asla değişmedi. O yüzden mottomuz, “Never enough / Asla yetinme.”· Taraftar anı yaşar, duyguları takip eder. Yönetici gibi bakmamaları çok doğal. Bizim bile bazen kendimize dair tüm detaylara hakim olmamız zaman alabiliyor. Bu nedenle taraftardan bunu beklemek hata olacaktır.

7/24’lük bir iş bu… Tabii eğer başarıyı hayal ediyorsan. Bugün normalde tatil ama hepimiz ofisteyiz. Ben saat 09:00’da geldim, koç da 11:00’de… Kazanmanın ve kaybetmenin ötesinde neler yapabileceğimizi, her gün buraya neler verebileceğimizi düşünüp planlıyoruz.

Her gün ofisime gelebildiğim kadar erken gelmeliyim. Hiçbir şeyi boşlayamam, ‘rahat’ olamam. Üzerimde büyük sorumluluklar var. Bu listedeki yapılacaklar bitmeden yatağa girmem. Koçlara, oyunculara, ofisteki arkadaşlarıma, basketbol birliğine, medyaya, basketbol ailesine karşı yükümlülüklerim var. Yüzde 100’üm ve fazlasını vermezsem her zaman, bir şeyler ters gidiyordur ve emekli olmamın ya da başka bir iş yapmamın zamanı gelmiş demektir.

Tüm taraftar görüşlerine saygım sonsuzdur. Ancak işimin sadece kulübüme elimden gelenin en iyisiyle yardım etmek olduğunun farkındayım. Herkes ve her şeyden önemli olan tek bir şey var; kulüp. İnsanlar gelir, gider. En büyük öncelik, en önemli ve kalıcı olgu kulüptür.

Benetton, Toronto, Fenerbahçe veya başka kulüp; bu fark etmez. Organizasyonumuzun iyi durumu, 5 yıl üst üste Final Four görmemizden dolayı ortada…

Ancak büyük bir fedakârlık yapılması gerektiği de ortada… Kulübümüz genel bir fedakârlığa gidiyor. Biz de, gereği ne olursa olsun burada olacağımızı ve üstümüze düşeni yapacağımızı söyledik. İşimiz; süreci okuyup, yeni başarı yolları bulmaktır. Rakiplerimizle rekabette olmak ve başarılı olmak için yenilenmeli, mücadele etmeliyiz.

Belki daha yaratıcı olmak, kadro değiştirmek ya da değiştirmemek gerek… Bu nedenle her şeyi çok çok dikkatli ele almalıyız.

Kulüp bizi hep destekledi. 5 yıldan fazladır İstanbul’dayım. Tüm noktaları birleştirince muazzam bir tecrübe yaşıyorum. En büyük mutluluğum 5 yılda Avrupa’daki en iyi organizasyonlardan biri olmamız. Fenerbahçe, tanınırlıkta NBA takımlarının olduğu listelere giren büyük bir marka. O yüzden asla dinlenemeyiz.

Hayatımın en önemli zamanı doğduğum şehrin takımı Forli’de asistan koçluk yaptığım dönemdi. 8 yıl, Christmas’lardaki 1 adet altın pound hariç bir şey kazanmadım.

Ücretsiz emek verip, A takımda asistanlık, genç takım direktörlüğü, marketing çalışmaları, bilet satışları, soyunma odası işlerini yaptım. Her şeyi öğrenmeye çalışıyordum.

Basketbolu, bankacılık gibi rahat bir işe tercih ederek risk aldım. İlerleyen dönemde bana Benetton’dan yöneticilik teklifi geldi ve onu da kabul ettim.

Bana geçmişte genel menajerlik teklif edilince; başıma neler geleceğini bilmiyordum çünkü bu yeni bir konseptti. “Acaba ne kadar sürer bu görev?” diye düşünürken; şimdi bakınca, 38 yıl olduğunu görüyorum. Tutkumu yaşamayı sürdürüyorum.

Her zamanki gibi sahadaki oyun aktif şekilde bitmeden transfer teması yapmadık. Şu anda sadece şunu söyleyebilirim; yeni sezonda Fenerbahçe’de 2-3 yeni yüz görebiliriz. Yine de bir isim vermek doğru olmaz.

Yakın dostum Steve Nash, İstanbul’a gelmişti. Hayattaki en özel hissin, insanın tutkusunu yaşaması olduğundan bahsettim ona. Çünkü zaman geçiyor, yaşlanıyoruz. Kaçırdığımız şey; sevdiğin, tutku duyduğun bir konuya tamamını verememektir. Ne olduğunuz önemsiz. Doktor ya da mimar da olabilirsiniz. Günün sonunda yaşıyorsunuz ama bence aslolan tutkunuzu yaşayabilmektir.

Spor kültürü; kazanmak ve kaybetmenin ötesinde; rakibine, kendi içindeki herkese, tüm kültürlere, hakemlere saygılı olmakla başlar. Herkes bir mücadele veriyor. Spor kültürünü geliştirmek istiyorsanız, büyük resmi ele alış şeklinizi geliştirmelisiniz.